
Mustafa Kemal Yılmaz
Aydın’ın Çine ilçesine yakın Çaltı köyüne uğramıştım. O taraflara gittiğimde geceyi Çaltı’da hep Muharrem Ancin’in evinde geçirirdim. Kahvede toplandık. Ben, köylülerime, pamuk, tütün, tarım kredisi, ürün fiyatları üzerine söz etmeye başlamıştım ki:
- “Bırak Kemal ağabey, bırak bunları; sen şu gazetenin yazdıklarını açıkla bize” dedi arkadaşlar. İzmir’de on, on beş günde bir ve daha ziyade düzensiz olarak yayınlanan bir siyasal gazete dağıtılmış köylerde. Başlık şu: “İsmet Paşa Asker Kaçağı…”
Güler misin, ağlar mısın?.. Ben o gece köylülerime bu iddianın yalan, iğrenç bir iftira olduğunu, İsmet Paşa’nın Yemende. Kafkaslarda, Güneyde, daha pek çok cephede düşmana karşı durduğunu, İnönü Muharebelerinde düşmanı yendiğini; Dumlupınar’da Batı Cephesi Komutanı olarak savaştığını ve askerden kaçmadığını anlatmak için dil döktüm.
İsmet Paşa’ya saldırı, semeresini veriyordu o sıralarda. O gazeteyi çıkaran kişi ödüllendirildi ve milletvekili oldu.
1942-1944 yıllarında Karadeniz kıyısında Kilyos’ta örtme kıta’sında 82. Piyade Alayında yedek subay olarak askerliğimi yapıyordum. Alman-Rus savaşı tüm şiddetiyle sürüyordu. Kırım’dan çekilme sırasında batırılan Alman gemilerinden denize dökülen askerlerin cesetleri dalgalarda sıra sıra, süzüle süzüle kıyılarımıza vuruyordu. Sarışın, güzel gençlerdi hepsi. “Denizin Getirdiği Ölü Asker” başlıklı şiirime konu olmuştu onlar:
Kıyıda;
Sıcak kumlarda bir genç adam yatıyor
Çizmeleri temiz, yepyeni
Sanki hiç savaşmamış gibi.
Deniz saçlarını bir güzel yıkayıp taramış.
Yolcusunu öpüp, uğurluyor dalgalar.
Künye levhasında bir sayı
Ve anlaşılmaz harfler var.
Düşünde görmüş müydü bu kıyıları?
Annesi de var mıydı bilmem…
Tıpkı benim annem
Ağlayan, seven ve bekleyen.
O kadını kendi annem gibi
Sevmek geliyor içimden.
Bu çocuk benim kardeşim sanki.
Deniz taşır yolcularını durmadan,
Analar ise bekler yorulmadan.
Daha kimler, kimler gelecek bilinmez ki…
Ama dalgalar buralara getirdiğini
Bir daha geri götürmez ki…
Ölü idi onlar… Tüm organları ile ölü… Erkekliklerini de öldürmüştü Hitler…
ÖLÜ ASKERİN CEBİNDEN ÇIKANLAR
1. Fotoğraf
Kısa pantolonlu güzel oğlan
Ayakta dimdik durmuş.
Bir beyaz köy evi önünde;
Belli ki o da asker olacak büyüdüğünde
Fotoğrafın arkasında eğri büğrü bir yazı:
“Baba, buradan sana küçük bir hediye.
Evimizin resmini yolluyorum.
Belki özlemişsin diye.”
2. Fotoğraf
Bahçede genç bir kadın
Sırtını dayayacak bir ağaç bulabilmiş hele.
Belli ki havalar soğumaya başlamış.
Kalkık çünkü mantosunun yakası.
“Seni işte bu çimenlikte,
Savaş bitinceye katlar bekleyeceğim” diyor
Fotoğrafın arkası.

Mustafa Kemal Yılmaz
Onlar hiçbir zaman kavuşamadılar birbirine. Savaş bitti. O kadın hep bekledi. O çocuk koşup babasına sarılamadı. O güzel asker öpemedi oğlunu, karısını.
Seçkin devlet adamı ciddiyeti ile, büyük sorumluluk duygusu içinde uyguladığı ince diplomasi ile, İnönü, Türkiye’yi bu korkunç savaş yangınından koruyabilmiştir. Benimki dâhil, birkaç kuşak ölümden kurtulmuştu. On binlerce insanımız öldürülmekten, kentlerimiz, köylerimiz yanıp yıkılmaktan kurtulmuştu. Ben ona minnettarım.
Ama, sonradan ne diyordu çirkin politikacı: “İsmet Paşa, Türkiye’yi savaşa sokmamakla milletin erkekliğini öldürmüştür”… Bizim erkekliğimiz ölmüş sadece… Kıyıya vuran Alman gençlerinin tüm organları ölü idi…
Ah İsmet Paşa ah… Bilmem ki seni ne yapmalı…
2. Dünya Savaşı elli milyondan daha fazla cana mal oldu Biz ise sağ kaldık…
Ah Paşa… niye kaçtın savaştan?… Niye öldürtmedin bizi?..
Yıl 1999. Ben halâ yaşıyorum… Yaşamak öyle güzel ki… Sana yürekten teşekkür ve minnet borçluyum Paşam.
Mustafa Kemal YILMAZ
(Ben Meclisteyken, s. 15-18 / Karınca Yayınları I. Baskı Eylül 2009-Ankara)