jump to navigation

NASRETTİN HOCA (1208-1284) 5 Mart 2007

Posted by Oyhan Hasan Bıldırki in Halk Edebiyatı.
trackback

Anadolu Selçukluları zamanında yaşayan Nasrettin Hoca, Sivrihisar’ın Horto köyünde doğmuştur. Babası, Horto köyünün imamı olan Abdullah Efendi, annesi ise Sıdıka Hanım’dır. Hoca, babasının ölümünden sonra, bir ara Horto köyünde imamlık yapmıştır. Daha sonra Akşehir’e giden Hoca, orada Seyyid Mahmud Hayrânî ve Seyyid Hacı İbrahim gibi devrinin tanınmış bilginlerinden ders ve nasip almıştır. İbrahim Hakkı Konyalı’ya göre, Hoca Pir Ebi ve Hâce-i Cihan ile çağdaş olan Nasrettin Hoca, yukarıdaki kişiler ile birlikte Konya’da da bulunmuş, Hoca Fakih’ten ders almışlardır.

Türk halk dehâsının en ünlü kişisi olan Nasrettin Hoca, Akşehir’de yerleşmiş, uzun zaman orada kadılık ve müderrislik yapmıştır. Kızlarından Fâtıma Hâtun’a ait olduğu söylenen bir mezar taşı, Sivrihisar’da bulunmuş, Akşehir Müzesi’ne konmuştur. İstanbul’un ilk kadısı Hızır Beğ Çelebi ile onun oğlu olan “Tazarru-nâme” yazarı Sinan Paşa, Nasrettin Hoca’nın torunlarıdır.

Anadolu Selçuklularının yıkılış çağlarında yaşayan Hoca, 1284 yılında Akşehir’de ölmüş, kendi adıyla bilinen, dört tarafı açık olan ve kapısı üzerinde büyük bir asma kilit bulunan türbeye gömülmüştür. Türbe kapısına asılan bu kilitle, Hoca’nın tuhaflığına işaret edilmek istenmiştir.

Zamanının çok renkli bir kişisi olan Nasrettin Hoca, ölümünden sonra ölümsüzlüğe kavuşan seçkin kişilerden biridir. Fıkralarında Türk halkının hayatından millî çizgiler de bulunmasına rağmen, evrensel insan gerçeğine ulaşan Nasrettin Hoca, ölümünden sonra paylaşılmaz hale gelmiştir.

Barbar olarak niteledikleri Türk’e, hiçbir büyüğü ve büyüklüğü yakıştıramayan Avrupalı müşteşrik R. Baset, X. yy’da Irak’ta yaşayan Cuha’yı, Nasrettin Hoca fıkralarının ilk örneği diye değerlendirmekteyse de, bu görüş yanlıştır. Aksine, her şeyi ile Türk olan Nasrettin Hoca, bütün Ortadoğu ve Batı ülkelerini etkisi altına alan bir tiptir. Suriye’den Suudi Arabistan’a, İran’dan Buhara’ya kadar, Hoca’nın fıkraları; içerisine millî renkler katılarak dilden dile dolaşmaktadır. Ruslar; Leonid Soloviov’un “Quelqu’un Trouble la Fête” (1946) adlı romanından faydalanarak, “Les Aventurs à Boukhara” (Buhara Serüvenleri) isimli renkli bir film yaparak, Nasrettin Hoca’yı hem kendilerine mal etmeye çalışmışlar, hem rejimlerinin propagandasında görevlendirmişlerdir.

Aynı harekete İranlılar’ın da katıldıklarını biliyoruz. İranlılar, 1974 yılında vizyona giren bir çizgi-karton filmi, İngilizler ile anlaşarak, Mr. Dick Richard Williams’a hazırlatmışlar, adını “Molla Nasreddin” olarak değiştirip, Hoca’mıza sahip çıkmaya çalışmışlardır. Bu film, konusunu İranlı yazar İdris Şah’ın 1971 yılında basılan bir kitabından almaktadır. 25 Mart 1973 tarihli Tercüman-İNCİ, Londra çıkışlı bir haberiyle bu son olayı şöyle yorumlamaktadır: “Ciğerinden, yorganından, eşeğinden sonra… Nasrettin Hoca’yı da çaldılar.”

Türk mizahının bu ünlü sembolü Nasrettin Hoca için, her yıl 5-10 Temmuz tarihleri arasında Akşehir’de “Nasrettin Hoca Şenlikleri” düzenlenmektedir. Köylüsünden şehirlisine, cahilinden aydınına kadar, bütün Türk milleti tarafından sevilip sayılan, fıkraları kuşaktan kuşağa anlatılan Nasrettin Hoca ile ilgili ilk fıkralara, XVI. yy’dan bu yana bazı yazma kitaplarda rastlamaktayız.

En eski Nasrettin Hoca baskıları, Matbaa-i Âmire (İstanbul-1837) ve Balak (Mısır-1837) taş-basma kitaplarıdır. Mehmet Tevfik, “Letâif-i Nasreddin” (1885) adlı kitabında Nasrettin Hoca’nın fıkralarını yayınlamıştır. Bu kitap, birçok tercüme eserlere kaynak kitap olmuştur. Latin harfleriyle düzenlenen ilk kitap, Kemaleddin Şükrü’nün “Nasrettin Hoca” (1930) adlı kitabıdır. Batıda Hoca ile ilgili olarak yayınlanan son kitap, Jean-Paul Garnier’in “Nasrettin Hoca et ses histoires Turques” (Paris, 1958) adlı eserdir.

Türk dilinin konuşulduğu her yerde fıkraları anlatılan Nasrettin Hoca, felsefesini fıkraları ile anlatan, toplumcu ve insanî bir düşünce yapısına sahiptir. O alaycı, bölücü ve saldırgan değildir. O, bütün kişilere tatlı dilli, güler yüzlü olmayı telkin eder. Bazı fıkralarında alık, saf ve bön bir kişi rolünde görülen Nasrettin Hoca, tam bir toplum tenkitçisidir. Her çilenin, her çıkmazın bir olur yanını arayan Hoca, halkın dertlerini, dilek ve şikâyetlerini bir acı mizah çeşnisi içinde dile getiren filozof sanatçılardandır. Yaşadığı çağ içinde, milletinin gören gözü, duyan kulağı, söyleyen dili olan Nasrettin Hoca için, Şükrü Kurgan: “Nasrettin Hoca değerli bir halk sanatçısı, sanatının felsefesini fıkraları ile açıklayan bir filozoftur ve kültürümüzün dünyaca tanınmış tek kişisidir.” demektedir. Bu sebeple olmalı, Halide Edip Adıvar’ın “Ruh ve Maske”sinde tiyatro, Pierre Mille’nin “Nasrettin et son épouse”sinde roman kahramanı olarak yaşamını sürdüren Nasrettin Hoca, UNESCO’nun aldığı bir kararla 1996 yılında bütün dünya milletleri tarafından bir kere daha anılmaktadır.

Biz de, bu kültür taşıyıcımızı derlediğimiz fıkralarıyla anıyoruz. Çünkü Nasrettin Hoca, atasözleri haline getirdiğimiz davranışlarıyla bugün bile hepimize kılavuzluk etmektedir. “Parayı veren düdüğü çalar.”, “Acemi bülbül bu kadar öter.”, “Vermeğe gönlü olmayınca ipe un serer.”, “Damdan düşen halden bilir.”, “Yorgan gitti, kavga bitti.” sözleri, işaret fişeklerimiz değil mi?

 

“Hoca’ya sorarlar:

- Yemek ne vakitler yenmeli?

Cevaplar:

- Zenginler istedikleri zaman, fakirler bulur bulmaz.”

 

“Hoca sokakta, derebeyinin köpeklerini görünce, hemen kenara çekilir, sesini alçaltarak;

- Geç yiğidim, geç! der.”

 

“Anası, Hoca’yı çocukken bir terzinin yanına çırak olarak vermiş. İki yılın sonunda Hoca’ya sormuş:

- Ne öğrendin oğlum?

Hoca demiş:

- Ana, duan berekâtıyla sanatın yarısını öğrendim. Artık dikilmiş şeyleri sökebiliyorum. Şimdi iş öbür yarısına kaldı. Ömrüm vefa ederse iki yıl içinde de elbet dikmeyi öğrenirim.”

 

Oyhan Hasan BILDIRKİ

 

Yeni Söke Gazetesi – 1 Temmuz 1966

Yorumlar»

1. elif - 13 Nisan 2007

çooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooooookkgggüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüüzeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeelllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll

2. barış - 7 Mayıs 2007

Fıkralar güzel…

3. hande - 31 Temmuz 2007

bence ben bişi anladımmm

4. hande - 31 Temmuz 2007

anlamadımm desem de aldırma. Nasrettin Hoca, mükemmel bir insan.

5. elif sena - 15 Nisan 2008

bence fıkraları güzel

6. gizem nur - 30 Nisan 2008

ya hiç resim yok. Biraz da resimler olsa çok güzel olur.

7. yeşim - 4 Aralık 2008

yaa valla nasrettın hocanın hayatı bu kadar uzunluktaysa ataturkun hayatını merak edıyom..

8. yeşim - 4 Aralık 2008

ayyy hayatını yaza yaza yaz geldi valla..:)

9. yeşim - 4 Aralık 2008

ayyy hayatını yaza yaza yaz geldi valla

10. ceren - 10 Şubat 2009

unesco coook good iş yapmış walla

11. çağla - 2 Mart 2009

çok komik yaaaa

12. çağla - 2 Mart 2009

çok komik fıkraları yaa

13. büşra - 3 Nisan 2009

bence hepsi çok güzel biraz resim olsaydı daha güzel olurdu

14. hoca - 27 Nisan 2009

neden 1 Temmuz 1966 yaziyor? 1996 yılından söz edildiyi zaman 1966 yayınlanmış olamaz.. Yardımcı olsaniz sevinirim!. teşekkürler.